Drop

Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

Akan Pano


widgets

Ekmek İsraf Etmeyin

Tüketici Hakem Heyeti Kararı Nasıl İcraya Konulur Yeni Tüketici Kanunu ve Uygulamaları İle Neler Değişti Tüketici Davalarında Belirsiz Alacak Meselesi Bıktıran SMS Reklamlarını Şikayet Edebilirsiniz Bizi Facebook ve Twitter'dan Takip Edebilirsiniz Bize Yazın Cevap Verelim

30 Temmuz 2010 Cuma

Les inspecteurs alimentaires bénévoles… Monsieur le Ministre,

Tepkiler:  
(Bir fransızın Türkçesi ile; göğnullu gığda değnetçılıgi… Sayin Bakan)
Başlık kafanızı karıştırmasın… İşine gelmeyince veya görevini yerine getirmeyince durumun vehametini kavrayamayan yöneticilerimizin işe Fransız kalmalarını ve bunu da onların anlayabileceği dilden söylemenin en kestirme yolu böyle çağrıda bulunmaktır.
Bir insan olarak önce kişisel temizliğimize daha sonra bulunduğumuz yerin temizliğine sonrada tüketeceğimiz gıda ürünlerinin temizliğine azami özen ve dikkat göstermemiz gerekmektedir. Çünkü her türlü hastalığın sebebi pis ortam da bulunan gıda ve pis ortamdaki kötü havayı solumaktır.
İnsanoğlu ömrü boyunca temizliğe özen göstermesi halinde daha sağlıklı bir yaşam sürdürdüğü bilimsel olarak açıklanmıştır. Bu durum yaşamımızın idamesi için aldığımız beslenmeyle orantılı olarak tükettiğimiz gıdanın temizliğinin büyük oranda etkisi bulunmaktadır. İyi yıkanmamış bir sebze veya meyve üzerindeki ilaç kalıntısı veya sebze ve meyvenin depolandığı ortamın hijyenik koşulları çok önemlidir.
Ama ülkemizde yakın tarihlerde yaşanan bir takım yaşanmış gerçekleri burada irdelemeye çalışacağım.
Vaktiyle Almanya’ ya sivri biber ihraç edilmişti de Almanya bu sivri biberlerin ülkelerine girişini engellemiş ve hatta ülkemizden uzun süre sebze ithalatı yapmamıştı.
Yine yakın bir tarihte Rusya’ ya domates ihraç etmiştik de Rusya bu malların gümrükten girişine onay vermemiş, ülkemizde çeşitli kurumlar ve kuruluşlar nezdinde girişimlerde bulunulmuş fakat Rusya ikna edilememişti.
Nedeni ise sebzelerin üzerindeki tarım ilacı kalıntılar idi…
Diğer süt ürünü ve sütten üretilmiş peynir, et ve et ürünlerinin ihracatı ise neredeyse bu ülkelere girişi hiç mümkün değil. Bunlara şekerleme ürünleride dahildir.
Ya sonra!.. Ee sonrası malum… Diğer ülkelerin yöneticileri kendi insanına layık görmediği hiçbir şeyin ülkelerine girişini asla ve kata izin vermezler. Gümrük duvarları çelikten kaleler gibidir, aşılması sanıldığı kadar kolay değildir. Rüşvette bu işi çözmez… Ha bizimkiler mi? Canım bizimkiler yufka yüreklidir, merhametlidirler… Ne yaptılar peki? Hemen söyleyeyim… Bu ihracı yapılan ve yalnız iki örnekten bahsettiğim bu ürünleri iç piyasaya verdiler. Neden? Dedim ya Bizim idareciler merhametlidirler, yufka yüreklidirler ve hatta o kadar yardım severdir kiler ucuz satılsın insanımız bol sebze tüketsin diyerek, insanlık bu kadar da ölmedi yahu deyip bu ilaçlı sebzeleri kendi insanlarına reva görüp basiret fakirliğini sergilediler. Kısaca bu işe halk tabiriyle Fransız kaldılar.
Hani vaktiyle bir Çernobil vakası yaşanmıştı da o zamanki anlı şanlı Bakanımız (! ) elinde ince belli cam bardağıyla demli çay içip poz vererek çay’ımızda radyasyon yoktur demişti. Demişti de Karadeniz bölgesinde insanımızı Kanser belasından kurtaramayıp bu acı hastalığın pençesinde yitirip gitmiştik nice canlarımızı. Sonra marifeti kendinden maruf bu muhterem devlet büyüğümüz kendine özgü beceri ve marifetleri nedeniyle yakalanmış ve tutuklanmıştı.
Şimdi mübarek ramazan ayı geliyor yerel yöneticilerimiz bir işgüzarlık ile kendilerine has tavırları ile yazılı ve görsel medyanın temsilcilerini de yanlarına alarak lokantaları, ekmek fırınlarını, pastaneleri ve gıda imalatı yapan tüm işyerlerini denetleyecekler. Ve basının önünde işvereni veya orada çalışanı bir güzel paylayacaklar ve hatta bakın biz denetliyor ve yaptırımda uyguluyoruz denilsin diye işyerini kapatacaklar. Hoş denetleme yapılsın olumsuzluk tespit edilen imalathaneler veya tanzim satışları kapatılsın buna karşı değiliz fakat bunu yalnız ramazan aylarına mahsus göstermelik yapılması hoş değil.
Et fiyatları birkaç üretici firmanın tekelinde bulunduğundan diledikleri gibi fiyatını yükseltebiliyorlar. İthalatı yapılan kesimlik canlı hayvan girişide kısa süreli palyatif bir çözüm getirmiş uzun süreli kalıcı bir çözüm olmayacağı açıkça görülmüştür. Fırsatçılık her şeyde olduğu gibi burada da devreye girmiş at, eşek ve domuz eti piyasa sürülmüş et türevi ürünlerde kullanılmış yüzde doksanı Müslüman olan bir millete bu etler yedirilmiştir. Kontrol ve denetleme mekanizmasındaki zafiyet bu fırsatçılara gününü gün ettirtmiştir. Ülkenin çeşitli vilayetlerinde yapılan zayıf denetimler neticesinde at, eşek ve domuz eti yakalanmış ve imha edilerek suçluları hakkında kanunlarımızdaki yetersizlikler nedeniyle ucuz cezalar verilmiş ve bu uslanmaz ihtiras çeteleri paçayı yırtmışlardır.
Birçok işyerinin tabildotlarında personele bilmeyerek de olsa bu etlerden yapılmış yemekler yedirilmiş ve birçok çalışanın günahı alınmıştır ne yazık ki. Zaten atalarımız ne demiş ucuz etin yahnisi bol olur… Anlarsınız ya !
Şimdi ülkemizin neresine gidersek gidelim birçok işyerini önceden haber vermeden denetleyin inanın doğru dürüst hijyen koşullarına uygun imalat yapan birkaç işyerinden başka imalathane veya satış yeri göremezsiniz.
Bilinenleri anlatmanın tekrardan öteye gitmeyeceği malum. Ama inanın gıda imalathaneleri ile satış yerlerinin denetlenmesi öyle arada bir denetlenmesi yapılacak yerler değildir. Her gün olmalıdır.
İstanbul’ da yaşayanlarımızın en çok uğrak yerlerinden biridir Eminönü’ndeki peynirciler, kuruyemişçiler, baharatçılar ve şekerciler…
Bütün gün vitrinlerine koydukları peynirlerin gün ışığında bekletilmesi, açıkta duran peynirlerin üzerine orada uçuşan rüzgarı etkisiyle tozların gelmesi ve güneşin ısısındaki sıcaklıktan dolayı özelliğini kaybetmiş bu peynirler alenen ulu orta bir şekilde halen satılmaya devam edilmektedir. Ve ramazan aylarında ulusal medyamızın Tv’ leride adetten olacak ki buraları kendilerine dekor görüp yayınlar yapmış ve belkide yine aynı yerden cümbür cemaat yayın yapmaya devam edecektirler. Her ne hikmetse oradaki hijyen kuralları göz önünde bulundurulup konunun vehameti vurgulanmaz ama sanki ramazan ayı demek kuş gömü pastırma demek olacak ki pastırmanın fiyatı konusunda programlar yapılıp halkın görüşü alınmaktadır. Konu pastırmanın fiyatı olmamalı yalnızca üretimi ve satış koşullarındaki uygunsuzluk olmalıdır.
Satış yerinin meydana bakan kısmının rüzgârdan oluşan toz bulutlarından satılan peynirlerin üzerine gitmemesi mümkün değildir. Zaten peynirin soğutucuda en az +4 derecede bulunması ve muhafaza edilmesi gerekmektedir. Buna zeytin, açıkta satılan salça, balık, kuruyemiş, şekerleme çeşitleride dâhildir. Malum peynir çeşitleri temiz ve hijyenik koşullarda muhafaza edilmediği takdirde Brusella mikrobu gözle görülmeyecek bir hızda üremekte olup bu ürünlerin tüketilmesi sonucunda ölümle sonuçlanabilecek bir hastalığa yakalanılması kaçınılmaz bir son olacaktır.
Denetleme mekanizması belki kadro yetersizliği nedeniyle yeterli derecede denetleme yapamamaktadır. Ancak şu bilinmelidir ki insan sağlığı her şeyin üstündedir. Bu gibi mekanizmalarda görev alacak ehli vukuf kadronun derhal ihdas edilmesi gerekir. Ayrıca tüm vilayetlerde, tüketici örgütlerinin vereceği bu konuda ehil temsilcilerinin de imalathaneleri ve satış yerlerini denetleme görevi yetkisi verilmelidir acilen. Zaten 5442, 5179 kanun ve kanun hükmündeki kararnameler ile il tarım müdürlüklerinin ve il valiliklerinin nezdinde böyle bir gönüllü gıda müfettişliği, görevlendirme ve yetkilendirme görevleri vardır. Bu konuda vakit geçirilmemelidir. Yani Gönüllü Gıda denetçilerinin görev alması kamu’nun üstündeki bu iş yükünüde kolaylaştırmış olacaktır.
Şu bir gerçek ki ben gönüllü bir gıda müfettişi olsam gözlerimle görüp bizzat şahit olduğum ve hatta gerekirse görsel olarakta kayıt altına alıp ispatlayacağım un ve un mamülleri imalatı yapan bir işyerinin görüntülerini gösterecek olsam inanın yediğimiz pasta ve ekmeklerin hangi şartlarda üretildiğini görmüş olacak ve şaşkınlık yaşayacaksınız. İmalatı yapılmış ekmek ve pastaların arka taraftaki açık alana alınıp kedilerin cirit attığı ve uygun olmayan yerde paketleme yapılmaktadır. Pişirme tepsilerinin pisliğide cabası tabi. Sanırsınız ki ambalaj içine konulan bu mamüller hijyenik ortamdan üretilmiş ve el değmeden paketlenmiştir. Son kullanım tarihlerini sormaya gerek yok çünkü imalat tarihi üzerine yazılmıyor ki son kullanım tarihi yazılsın !.. Mamulün içindeki maddeler ise ? Neyse canım oraya hiç karıştırmayalım…
Bu gibi imalathanelerden üretilmiş çeşitli gıda ürünlerinin içerisinde envai türlü yabancı madde çıktığı hepimizin malumudur. Fakat birçoğumuz üzerine gitmeyiz ilgili yerlere şikâyette bulunmayız. Tarım Bakanlığının gıda ile ilgili şikayetlerimizi, “ALO 174” ve “www.güvenilirgida.com “ ve “www.alo174.gov.tr” adreslerine şikâyetlerimizi iletebiliriz.
Yabancı ülkelerde gıda denetimleri sık sık yapıldığından ve insanına verdiği değerden olacak ki gerek üretici ve imalatçı olsun veya tüketici olsun gerekli hassasiyet gösterilir. Bizim ülkemizde bu hassasiyet neden yok anlamakta zorlanıyorum !...
Temenni ederim ki bu yazıyı değerli büyüklerimiz okur, bu duruma Fransız kalmazlar ve harekete geçerler !..


Yazan: Mehmet İMREK 30/Temmuz/2010 Tüketicinin Mehmet Abisi
YENİ BLOG YAYINDA
TÜKETİCİ HUKUKU AKADEMİSİ
TÜKETİCİ HUKUKU AKADEMİSİ- YAYINDA - TÜKETİCİ HUKUKU AKADEMİSİ- YAYINDA - TÜKETİCİ HUKUKU AKADEMİSİ- YAYINDA - TÜKETİCİ HUKUKU AKADEMİSİ- YAYINDA - TÜKETİCİ HUKUKU AKADEMİSİ

Bizi Takip et

Facebook Takip et

Şimdi Saat

UYARI

UYARI: Mesaj gönderirken adınızı, soyadınızı mutlaka yazınız. Görüş, öneri ve şikayetlerinizi uzun yazmamaya özen gösteriniz. Özel isteklerde (Dilekçe vb. gibi) bulunmayınız, isteğiniz karşılanmaz.TÜKETİCİNİN SESİ blogspot.com